Şener Üşümezsoy’dan İstanbul depremleri sonrası açıklama: “Büyük deprem habercisi değil”
İstanbul’da Büyükada açıklarında art arda kaydedilen küçük depremler, Marmara’daki fay hareketliliğini yeniden gündeme taşıdı. Prof. Dr. Şener Üşümezsoy ise 2,3 ve 3,2 büyüklüğündeki sarsıntıların tek başına büyük İstanbul depreminin yaklaştığı şeklinde yorumlanamayacağını belirtti.
İstanbul ve çevresinde meydana gelen küçük çaplı depremler, Marmara Denizi'ndeki fayların durumuna ilişkin tartışmaları yeniden gündeme getirdi. Büyükada açıklarında kaydedilen 2,3 ve 3,2 büyüklüğündeki sarsıntıların ardından vatandaşların en çok merak ettiği konuların başında, bu hareketliliğin olası büyük İstanbul depremiyle bağlantılı olup olmadığı geldi.
Yerbilimci Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, kendi YouTube kanalında yaptığı değerlendirmede son depremlerin kamuoyunda oluşturduğu endişeye ilişkin görüşlerini paylaştı.
Üşümezsoy, Büyükada çevresindeki küçük sarsıntıların doğrudan büyük bir deprem beklentisinin göstergesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savundu.
Üşümezsoy: Adalar Fayı'ndan büyük deprem beklemiyorum
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, Büyükada çevresindeki fay yapısına ilişkin değerlendirmesinde Adalar Fayı'nın uzun süredir aktif olmayan ve yaşlı bir fay yapısı olduğunu ifade etti.
Bu nedenle söz konusu faydan yıkıcı büyüklükte bir deprem beklemediğini belirten Üşümezsoy, son günlerde kaydedilen küçük depremlerin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Uzman isme göre yalnızca birkaç küçük sarsıntının meydana gelmesi, bölgede büyük bir deprem için olağan dışı bir hazırlık yaşandığı anlamına gelmiyor.
Küçük depremlerin kaynağı farklı faylar olabilir
Üşümezsoy, Büyükada'nın güneyindeki sismik hareketliliğin doğrudan Adalar Fayı ile ilişkilendirilmemesi gerektiğini belirtti.
Bölgedeki bazı küçük fay segmentlerinin ana fay sistemini farklı yönlerde kestiğini ifade eden yerbilimci, son depremlerin bu ikincil veya daha küçük faylar üzerinde gerçekleşmiş olabileceğini değerlendirdi.
Bu fayların büyük ölçekli bir deprem oluşturabilecek miktarda gerilim biriktirmediğini savunan Üşümezsoy, küçük sarsıntıların geçmiş dönemlerden kalan stresin kısmi olarak boşalmasıyla ilişkili olabileceğini söyledi.
Ancak küçük depremlerin meydana geldiği fayların kesin olarak belirlenmesi için sismolojik verilerin ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gerekiyor.
“1999 depreminden sonra da benzer hareketlilik görüldü”
İstanbul çevresindeki küçük depremlerin yeni bir durum olmadığını belirten Üşümezsoy, 1999 Marmara Depremi sonrasında da bölgede benzer nitelikte sarsıntıların meydana geldiğine dikkat çekti.
Bu nedenle Büyükada açıklarındaki son hareketliliğin, tek başına olağan dışı bir gelişme şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.
Üşümezsoy, bölgedeki mikrodepremlerin daha önce ortaya konulan fay haritaları ve geçmişteki sismik hareketlerle birlikte ele alınması gerektiğini belirtti.
“Büyük İstanbul depremi geliyor” yorumlarına itiraz
Büyükada açıklarında meydana gelen küçük depremlerin ardından sosyal medyada ve kamuoyunda “Büyük İstanbul depremi yaklaşıyor” şeklindeki yorumlar da yeniden gündeme geldi.
Üşümezsoy ise bu yaklaşımın bilimsel açıdan doğru bir çıkarım olmadığını savundu.
Yerbilimciye göre 2-3 büyüklüğü seviyesindeki depremlerin tek başına gerçekleşmesi, yakın zamanda daha büyük ve yıkıcı bir deprem meydana geleceğini gösteren güvenilir bir işaret değil.
Depremlerin önceden kesin zaman ve büyüklükle tahmin edilmesinin mümkün olmadığını da belirtmek gerekir. Bu nedenle tek bir deprem dizisinden hareketle “büyük deprem kesinlikle geliyor” veya “kesinlikle gelmeyecek” şeklinde sonuç çıkarmak bilimsel açıdan doğru olmaz.
Marmara'daki sismik hareketlilik takip ediliyor
İstanbul'un Marmara Denizi'ne kıyısı bulunan bölgelerinde meydana gelen her sarsıntı, bölgedeki aktif faylar nedeniyle kamuoyunun dikkatini çekiyor.
Büyükada ve çevresinde kaydedilen son küçük depremler de bu nedenle yeniden İstanbul depremi tartışmasını gündeme taşıdı.
Prof. Dr. Şener Üşümezsoy ise mevcut hareketliliğin büyük İstanbul depreminin yakınlaştığına dair doğrudan bir kanıt olarak görülmemesi gerektiğini belirtiyor.
Bununla birlikte Marmara Bölgesi'nin yüksek deprem riski taşıdığı gerçeği değişmiyor. Uzmanlar, kısa süreli sismik hareketliliklerden bağımsız olarak İstanbul'da deprem hazırlıklarının sürdürülmesi gerektiğine dikkat çekiyor.