Ölümden Sonra Nereye Gidiyoruz?

Ölümden Sonra Nereye Gidiyoruz?

Ölümden Sonra Nereye Gidiyoruz? Ölüm sonrası ne oluyor? Ölüm nedir? İnsanın hayat çilesi, ruhlar alemine bakış, reenkarnasyon, karma felsefesi, dinler,

Ölüm her insan için en büyük kabus en büyük nihai son, bazıları için yok oluş, bazıları içinse yeniden doğuştur.  Her halükarda gizemli bir olgu olan ölüm üzerine semavi dinlerin üstü kapalı da olsa bazı açıklamaları var. Yeryüzündeki dinlere baktığımızda,  nüfusun yüzde 33’ünü Hristiyanlar yüzde 23’ünü Müslümanlar, yüzde 15’ini Hindu dinleri ve yüzde 7’sini de Budistler oluştururken, Yahudilere kalan düşen pay dünya nüfusunun yüzde 0.2’sini oluşturuyor. Bütün dinler, ölüm konusunu işlemiş ancak ölümün zaten yeterince gizemli ve bilinemez oluşu temeline bina edilen varsayımlar, teoriler bu olguyu daha da korkunç hale getirebiliyor.  Bu makalede dinlerin penceresinden değil, daha çok spritüel açıdan yaklaşarak farklı bir pencere açacağız.  Burada önemli olan nokta, duyularımızla algıladığımız gerçek ötesi bir varlık düzeyinin var olup olmadığını tespit edebilmektir. Eğer böyle bir varlık boyutu varsa, ölüm gizem perdelerini aralayacak ve ardındaki gerçekleri görme imkanımız da olacak. Çok eski çağlardan beri, insanın hayatta besleyip geliştirdiği bilinç olgusunu, ölümden sonrasına da taşıdığı ile ilgili inançlar var. Ancak bu bilinç de en az ölüm kadar gizemlidir. Bilinci beynimizin derinliklerinde olarak biliriz. Onun derinliklerine inmeyi başardığımızda bizi yeni keşifler bekleyecek. Ölümün gizeminin anahtarı da bilincin içinde saklı. Bilinç altına inerek, orada saklı olan gizemleri aralamak için, yüz yıllardır psikiyatri bilimi, bilimsel bazı deneyler ve araştırmalar yaptı, verileri topladı. Bundan binlerce yıl önce de Hindistan’da ölümün gizemini tam olarak açıklayan reenkarnasyon ve karma kavramları ortaya atıldı. Son yıllarda, Dr. Michael Newton başta olmak üzere, bir çok araştırmacı tarafından, deneklerini trans durumuna sokarak, onların bilinmeyen geçmiş yaşamlarına varmaları ve o yaşamlardan bilgi vermeleri üzerine çalışmalar yapıldı.  Denekler trans haline getirildiklerinde, bir önceki yaşamlarını ve taş devrinden bu yana geçirdikleri evreleri hatırlamaya başladılar. Deneklerin çeşitli dinlere mensup, çeşitli milletlerden farklı insanlar olmaları ve hepsinin ortak –benzer ifadeler vermeleri, elle  tutulabilir deliller sunmaktadır. Daha öncesinde de Kriya yoga felsefesi ile ilgilenenlerin çok iyi bildiği gibi, insan bu dünyada tek bir yaşama bağlı kalmıyor, insanın ruhu, yaşamlar boyunca, dünyaya tekamül olmak için geliyor. Bir önceki hayatta yapılan hataların düzeltilmesi için yeniden dünyaya gönderilen ruh, bedenlenerek, dünyaya geldiğinde her defasında yeni bir imtihana tabi tutuluyor. Dünyadaki tüm olgunlaşma ve tekamül ile ilgili ilerleyişini tamamlayan ruhlar, bu kez dünyaya gelmiyor. Onlar, ruhlar aleminde çalışarak, dünyadaki insanlara ve o aleme yeni intikal eden olgunlaşmamış ruhlara rehberlik ediyorlar. Eğer öyle ise biz bir kez ölmüyoruz. Her ölümden sonra, dünyadaki deneyimlerimize göre, gittiğimiz ruhlar aleminde, belirli sorgulara tabi tutuluyoruz. Bu sorgular yargılayıcı olarak değil, rehber öğretmenlik hizmeti olarak yapılan  sorgulardır. Ruh, bir önceki yorucu yaşamında yaptığı hataları düşünmek ve bu hataları düzeltmek için,  kendi başına derin bir düşünce ve bekleme moduna geçeceği bir astral alana götürülüyor. Orada kimilerine göre 1 ay kimilerine göre 10 yıl kimilerine göre de 100 yıl kalabiliyor ancak ruhlar aleminde, bizim saydığımız gibi zaman gün ay yıl kavramları yok. Bütün ruhların dünyaya gönderilmesinin, tek nedeni, olgunlaşma ve tekamül etme olarak gösteriliyor. Bu pencereden bakıldığında, esasında ruhlar aleminden atılıp, dünya gibi zorlu ve yorucu bir ölümlü hayata itilmek, başlı başına bir ceza olarak görülebilir. Ruhlar aleminde, kimse kimseye yalan söyleyemiyor çünkü zihindeki düşünceler, şeffaf olarak her ruh tarafından algılanıyor. Ruhlar aleminde, geçim derdi, hastalık ölüm yok. Zaman ve mekan kısıtı da yok.

 Ölüm Bir son Değil

Ölüm gerçekte bir son – bir yok oluş olsaydı yaşamanın hiçbir anlamı olmazdı. Adalet hak hukuk merhamet sevgi gibi kavramlar değersiz olurdu. Ama ölüm nedir sorusuna verilecek ilk ve rahatlatıcı cevap, ölümün bir dönüm noktası olduğu, ruhlar alemine bir bilet olduğudur. Bu yüzyılda bir çok şey gibi ölüm de gizemini kaybediyor. Sırlar ortaya çıkıyor.  Ölüm, aşama aşama olarak Sadhguru’nun Ölüm isimli kitabında,  açıklanıyor. Kitapta ruhun nasıl çekildiği ile ilgili derin bilgiler var. Kitap henüz dilimize çevrilmedi ve çok yeni bir kitaptır. Yine Dr. Bedri Ruhselman, medyum aracılığı ile ruhlar alemine bağlanarak onlardan bilgiler almış ve bu seansları “ruhlar arasında” isimli kitabında kaleme almıştır.   Bir yoginin otobiyografisi isimli eserin yazarı olan Yoga ustası Paramahansa Yogananda, kendi ustasının ölüm sonrasında kendisi ile buluşmaya geldiğini ve bu aşamaları tek tek kendisine anlattığını yazar. Ruh bir enerjidir, enerji asla yok olmaz. Bu bağlamı da Termodinamik bilimine dayanarak ortaya atanlar var. Ruhun bir enerji olduğu değil ama, ruhun ezelden beri var olup ebede kadar var olacağını söyleyen dinler var. Termodinamikte enerjinin yok edilemeyeceği, yoktan da var edilemeyeceği termodinamik yasa olarak açıklanır.  Fakat ruh gerçekten de bir enerji midir? Enerji ise nasıl bir formdur?  Atom altı parçacıklarının gizemlerinin dahi aralandığı bu yüz yılda, ölüm de gizemini korumaya devam edemezdi. Bütün dünyada nefes alan bilinçli her varlığın merak ettiği, korktuğu ve öğrenmek istediği ölümün gizemini çözmek için, dünyanın dört bir yanından her koldan araştırmalar devam ediyor.

Karma Felsefesi

Uzak doğulu bilgeler, bizim çok gizemli bulduğumuz tüm kavramlara4.000 yıl önce son derece açık ifadelerle açıklamalar getirmişler. Onlara göre, karma, kişinin hayatında yaptığı tüm eylemlerin, kaydını tutan bir doğa kanunudur. Kişi yaptığı her hareketin, her düşüncesinin- niyetinin sonuçlarından sorumlu tutulur. Kötülük yaptıysa aynısı ile karşılaşır. İyilik yaptıysa yine aynısı ile karşılaşır. Ama yapılan her kötülüğün, tek bir yaşam paketinde karşılık bulması mümkün olmayabilir. Bu da başka hayatlara sarkacağı anlamına gelir. Yani kötü biri, hatasını düzeltecek eylemler yapma fırsatını kaybettiğinde, yani öldüğünde, hesap yarım kalmaz, bir sonraki bedenlenmede bu eylemlerin sonuçlarını görür faturasını öder. Ödemeyi nasıl yapar sorusu sorulabilir. Söz gelimi bu dünyada yoksul insanları aşağılayan ve bunu adet haline getiren ergen ruh, bir sonraki hayatında yeryüzüne sefil yoksul biri olarak gelir ve başkaları da onu hor görür. Karmik yasa bunu gerektirir.

Reenkarnasyon

Bir ruhun defalarca yeryüzüne inerek, gelişimini sürdürmek için hayata katılması ve görevini başaramadığı her hayatın yarım kalması sonucu, ruhlar alemine intikal ettikten sonra bir süre kalarak yeniden dünyaya şutlanması, itilmesi veya gönderilmesidir. Çünkü dünyaya gelmek, çile çekmek, yoksulluk sefalet ve hastalıklarla mücadele etmek, sonunda da ölmek, övülecek bir deneyim olamaz. Sonu ölüm olan bir hayat eğlenceli olamaz. Çünkü insan sonsuz yaşama odaklıdır, ölmek, yok olmak, düşmek onun tabiatına aykırıdır.

Ölüm bu yüzden onu daima korkutur.  Hastalıklar ona çile çektirir. Her gün mideyi 3 kez doldurmak zorunda bırakılmak, dar rızıklı insanlar için çiledir. Uzak doğulu bilgelere göre, dünyada çile çekmek, ruhun olgunlaşması ve pişmesi için gereklidir. Yaşamak şöyle ya da böyle, yorucu bir deneyimdir.

Ruhlar Alemi

Ruhlar aleminde, dünyaya has çileler yoktur, fiziksel kaba engeller yoktur. Her şey şeffaftır. Ruh olgunlaşmak- tekamül etmek, birliğe doğru yükselmek için, binlerce yıl içinde yüzlerce hayat deneyimi yaşayarak pişer. Az olgun ruhlar defalarca bu döngüyü yaşamak zorunda kalır. Fakat ölüm, onları dinleneceği yere doğru çeken bir deneyimdir.  Ruhlar aleminde, kişi ya aydınlık bir astral gezegene yol alır ve orada uzun zaman kalır. Ya da karanlık bir astral gezegene çekilerek orada kendi başına kalarak, yaptığı yanlışların ağırlığı altında ezilir. Ta ki kendisine yeni bir imkan verilinceye kadar.

Tekamül Nedir?

 Bütün spiritüel kitaplarda, bütün ruhlarla ilgili araştırma yapanların vardığı sonuçta, ruhun dünyaya tekamül etmek için getirildiği bilgisi vardır. Tekamül demek, olgunlaşmak demek, bizi asıl geldiğimiz kaynağa taşıyacak tek yol tekamüldür. Tekamül olmayan bir ruh, ruhlar arasında özlenen ve istenen yüksek mertebelere çıkamaz. Çamura saplanan traktör tekerleği gibi spin atar durur ve yerinde saymaya yahut daha da batmaya devam eder.  Tekamül nasıl başarılabilir? Tek çare, bir karıncayı bile incitmeden, kulların hakkına girmeden, zarar vermeden ömrü tamamlamaktır. İnsanlara iyilik yapmak onlara merhamet etmek, onlara yardımcı olmak gibi erdemleri taşımak gerekiyor. Ego bencillik, kıskançlık, kötülük, fitne, fesat, hırsızlık, insan öldürmek vs bütün kötü eylemler, kişinin tekamülünü engelleyen ve ruhu geri bırakan eylemlerdir. Bunlarda ısrar eden ruhların ıslah olması için binlerce kez dünyaya gelmesi bile en büyük acı değil midir?  Gelinen her hayatta birçok can yakıcı olaylar yaşamak, bir ömür boyu zorlu bir mücadele içine girmek, ekmek savaşı vermek, egoya hizmet etmek,  sonunda sıfır var elde sıfır diyerek çaresizce ölümü beklemek özlenecek bir deneyim değildir. Her hayatta ölümün korkusunu an be an yaşamak, hangi ölümsüz ruha ağır gelmez ki?

İnsan Neden Ölümden Korkar?

İnsan sadece ölümden değil, bilmediği her şeyden korkar. İnsan kuşatmak ve tehlikelerinden emin olmak için,  ölümün iç yüzünü bilmek ister. Bu onun en doğal dürtüsüdür. Fakat ölümü bilmek, her insana cömertçe sunulan bir bilgi değildir. Çünkü her insan, gerçekte samimiyetle bunu bilmeye hazır değildir. O daha çok renkli dünya ile oyalanmayı sever. İnsan yeryüzünün şımarık çocuğu olarak yeryüzünde sonsuza kadar hüküm sürmek ister. Bunun imkansız olması gerçeği ile de ilgilenmez.  Çünkü onun öz kaynağından gelen dürtüler, onun bu sonsuzluğa sahip olduğunu fısıldarlar. Ama sadece fısıldarlar. Ancak ölümlü bir bedene hapsedilen, sonsuz yaşama sahip bir ruh, bu beden ile tam olarak özdeşleştiğinde, ölüm de çok acılı olabilir. Bu durum tam bir çelişkidir. Beden ölümlüdür ancak ruh ölümsüzdür. Ölümsüz olanı, ölümlü olanın içine hapsettiğinizde, ve bunu bir ömür boyu sürdürdüğünüzde, ruh da kendini bedene alıştırır, kendini onun parçası olarak görür, özünü kaybeder. Beden ölüm durağına yaklaştığında ise, büyük bir çıkmaza girer. O anı ertelemek, mümkün olduğu kadar uzağa atmak ister. Bir cenaze törenine gittiğimizde, az önce canlı olan varlığı, toprağın altına koyduğumuzu gördüğümüzde, ölü ile empati becerimiz taş devrindeki ilkelliğe geri döner, sıfırlanır. Onun yerine kendimiz asla koyamayız. İçten içe bir an önce bu tören bitse de eve gidip hayatımıza devam etsek diye düşünebiliriz. Ama gerçek şu ki, biri öldüğünde, aslında biz ölüyoruz. Bunu geçiştiremeyiz, erteleyemeyiz, yok sayamayız. Onu yok saymak, etrafında gri kurtlar olan bir deve kuşunun, başını kuma gömerek tehlikeden kurtulduğuna kendini inandırmasına benzer. Kurtlar oradadır ama deve kuşu başını kumların arasına saklamış ve kendini emniyette hissetmektedir. Cenaze törenini bir an önce bitirip eve dönmek, aslında başını kuma gömmekle aynı şeydir.  Ölümle baş etmenin yolu, iyi bir hayat yaşamak, ölümü kabul etmektir. İyi bir hayat yaşanırsa, ölüm de korkunç olmaktan çıkar der Nietzche…

Geçmiş Yaşamları Hatırlamak

Geçmiş yaşamları hatırlamak için, ya iyi bir psikiyatriste giderek regresyon terapisine katılmak gerekir. Ya da uzun yıllar meditasyon yapmak gerekir. Bazı insanların 3. Gözü doğuştan açık olmaya meyillidir. Bu insanlar, meditasyon yaparlarsa çok hızlı ilerleme kaydedebilirler. Bazıları da yıllarca meditasyon yaptıktan sonra bir arpa boyu yol alabilirler. Bu durum da karma ile yakından ilgilidir. Evren, hediyelerini, sadece hak edenlere verir. Bir bilgeye sormuşlar, arzular gerçekleştirilebilir mi? O da “ yeterince enerjinizi verirseniz ve hak ederseniz, gerçekleşirler.” Demiş. Arzuları peş peşe gerçekleştirmek, iyi bir hediye almak demek değildir. Çünkü biraz sonra daha büyük bir arzu doğacaktır. Onun da gerçekleştirilmesi gerekecektir. Sonra daha büyüğü gelecektir.   Arzuların sonu asla gelmez. Mezarlar, arzuları tamamlanmamış insanlarla doludur. Asıl erdem, arzulamamayı öğrenmektir.

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.