Sıradaki Haber

Kobani gerçekleri Kobane'de aslında ne oldu? Bize neyi gösterdi?

Suriye’de çatışma başladığında AK Parti’yi, uyguladığı politikayı eleştirdik. Şöyle dedik:

Kobani gerçekleri Kobane'de aslında ne oldu? Bize neyi gösterdi?

Suriye’de çatışma başladığında AK Parti’yi, uyguladığı politikayı eleştirdik. Şöyle dedik:

Dünya
24 Ekim 2014 Cuma 23:53
4272 Okunma
Kobani gerçekleri Kobane'de aslında ne oldu? Bize neyi gösterdi?

“Suriye meselesinde Türkiye’nin silahlı mücadelede taraf olması çok yanlış. Sünni refleksle dış politika yapılmaz. Sınırlarımız kevgire döndü. Kimin girip, kimin çıktığı belli değil.

AK Parti’nin dindar siyasetçi ve destekçileri İslamcı devrim rüyası gördükleri için dünyanın birçok ülkesinden gelen İslamcı militanların geçişine göz yumuyor.

Kobane’de aslında ne oldu?

Suriye’de çatışma çıkınca ülkede bir boşluk oluştu.

Suriye’deki Kürtlerin, Salih Müslim liderliğindeki partisi PYD bu boşluktan yararlanarak Cezire, Kobane ve Efrin adında üç kanton kurdu.

Yani özerklik ilan etti.

PYD’nin silahlı kanadı YPG, Suriye iç savaşında zaman zaman muhaliflerle zaman zaman da Esad’la çatışıyordu.

Bazı kaynaklara göre PYD, PKK ile benzer bir dünya görüşüne sahip. Yani bu yapılarda bir tür sosyalist bir görüş hakim. Bazı kaynaklara göre ise aralarında bir ortaklık var.

Biliyorsunuz bir de Irak Kürdistanı ve onun lideri Barzani var.

PKK ile Barzani arasında uzun zamandır bir çekişme yaşanıyor.

Suriye Kürtleri yani PYD, PKK’ya yakın durduğu için Barzani’nin desteğinden mahrum kaldılar. 

Hatta, Barzani’nin “PYD, Rojava’da devrim yaptığını iddia ediyor. Kime karşı kazanılmış bir devrim bu?” sözleri hem PYD hem de PKK çevrelerinde infiale neden oldu.

Öyle ki bu iki yapı Barzani’yi “hain” ilan ettiler.

Barzani ise PYD’nin PKK ile olan yakınlığından rahatsızdı ve Suriye’deki yönetimi bütünüyle PKK ve PYD ikilisine bırakmak istemiyordu.

Bunlardan başka bir de dindar Kürtler var. Onlar Salih Müslim’in bu çalışmalarından uzak durdular.

Çünkü PYD- PKK ikilisinin dünya görüşüne mesafeliydiler. Bu Kürtlerin bir kısmı IŞİD’e katıldı. Yaklaşık 6 bin kişi Barzani’ye sığındı.

İslamcı Kürtleri de içinde barındıran IŞİD Kobane’ye saldırdığında hem Türkiye hem de Barzani ilk aşamada bocaladılar.

Barzani yardıma mesafeli durunca Talabani’nin partisi KYB, ABD’nin de yardımıyla Kobane’ye silah gönderdi.

Bunun üzerine Barzani geri kalmamak için Kobane’ye yardım teklif etti,

Fakat PYD lideri Salih Müslim yaptığı açıklamada Barzani’den en fazla 100 kişilik bir Peşmerge grubunu kabul edeceğini onları da savaşmak için değil silah taşımaya yardımda bulunmak amacıyla istediğini belirtti.

Yani Barzani’nin Kobane’de güç kazanmasını istemiyordu. 

Barzani’nin yardımını reddeden PYD, PKK ile ortaklığına rağmen yardımı Türkiye’den bekliyor.
Türkiye ise PYD'nin IŞİD ile değil Esad ile savaşmasını istiyor.

Yani olay bir anlamda Kürtlerin liderlik çekişmesi.

PKK’nın Türkiye’de Hizbullah taraftarlarını öldürmesi de bu çekişmenin bir diğer ayağı. 

Türkiye’deki aydınların, gazetecilerin, siyasilerin tavırlarını da bu örgütlerin ideolojileri belirliyor.

Yani barışçı olanlarin birden savaşçı politikalara yönelmelerinin nedeni de ideolojik ve duygusal ilişki

Hatta ülkemizden insanların çatışmaya katılmak için Suriye’ye geçmesine müsaade ediyor.

Türkiye dış politikasına dini ve ideolojik hassasiyetle yön veremez. Böyle bir dış politikanın sonu hüsran ve bataklıktır.

Bundan dolayı Türkiye barışçı bir politika izlemeli.”

***

AK Parti’ye muhalif gazeteciler,  aydınlar ve tüm muhalefet partileri bu itirazları 3 yıldan beri yapıyorlar.

Bu yaklaşımımızın ne kadar haklı ve gerçekçi olduğunu bu günlerde daha net görülüyor.

Çünkü Türkiye şu anda Suriye meselesinde aldığı yanlış tavrın ceremesini çekiyor.

Ne yapacağını, nerede duracağını bilmiyor. Ne söyleyeceğini kestiremiyor.

Ne yapsa, ne söylese 12 saat sonra değiştirmek zorunda kalıyor.

***

Fakat…

Hükümeti eleştirenlerin önemli bir kısmı Kobane meselesinde bambaşka bir tavra büründüler.

Barışçı tutum önermekten vazgeçtiler. Dini veyahut etnik temelli politikaların ne kadar zararlı sonuçlar doğurduğunu bir anda unuttular.

 “İslamcı militanların geçtiği koridor ülke olduk, bu cinayete ortak olmaktır” diyenler, şimdi “Türkiye Kürtler için neden koridor açmıyor?”diye haykırıyorlar!

“Türkiye’nin Suriye meselesinde ne işi var?”diyen CHP, Kobane için Suriye’ye kara harekatı önerdi!

“Türkiye dini temelli dış politikaya teslim oldu”diyen aydınlarımızın önemli bir kısmı Kobane’de etnik temelli politika öneriyor!

“Hükümet, Suriye meselesinde çatışmayı değil, barışı teşvik etmeli” diyen gazeteciler, iktidarı Kobane’de IŞİD’e karşı daha etkin olmaya çağırıyor!

AK Parti, Esad’a karşı Sünnilerin yardımına ABD’yi çağırdığında ayağa kalkıyorlardı.

Şimdi aynı aydınlarımız ABD’nin IŞİD’e karşı Kürtleri koruyan tavrından çok memnunlar…

***

Peki bu değişikliğin sebebi ne? AK Parti’yi çatışmacı ve Sünni refleksle politika yaptığı için eleştirenler niçin şimdi ülkemizi bir çatışmaya, etnik temelli hassasiyetle müdahil olmaya çağırıyorlar.

Suriye’de ölen Sünnileri dert etmeyenler, Kobane’de ölen Kürtleri niçin dert ediyorlar?

Suriye’de ölen Sünnileri görmezden gelenler Kobane’de ölen Kürtlere niçin daha hassaslar?

Ve neden herkes bir şekilde silahtan, çatışmadan, kan dökmekten, insanların ölmesinden yana?

Neden hiç kimse sonuna kadar barışçı olamıyor?

Bunun nedenini size anlatayım.

***

Türkiye gerçekten tuhaf bir ülke.

Hatta ülke demek için bin şahit lazım.

Ne esaslı bir devlet olabildik ne de şahsiyetli bir toplum.

Türkiye’nin kazancını öncelikli mesele yapan ne iktidarlarımız, oldu ne de muhalefetimiz.

Mesele Türkiye olduğunda ideolojik tarafgirliklerini geri plana iten ne aydınlarımız oldu, ne de medyamız.

Kimisinin IŞİD ile duygusal yakınlığı var kimisinin de PKK ile.

İktidarımız ve ona yakın aydınların bir kısmı Kürt meselesini dindar bir bakışla görüyor.

Sol kökenli muhalif aydınların önemli bir kısmı da Kürt meselesini sol harekete zemin yapmaya çalışıyor.

İktidarı IŞİD’e tavır almaya çağıran aydınlarımız PKK’ya esaslı bir tepki gösteremiyorlar.

PKK geçtiğimiz ay bölgede 200’den fazla okul yaktı. Bunu dert edinen, eleştiren, kınayan kimseye rastlamadım.

IŞİD kafa kestiğinde İslamcılar utana sıkıla bir kınama yayınlıyor.

PKK kimisi Hizbullah’a yakın 40 vatandaşımızı vahşice öldürdüğünde ise, bir ikisi hariç solcu aydınlarımızda benzer suskunluk var.

Çünkü IŞİD İslamcı, PKK ise solcu.

Hepsi istiyor ki Türkiye onların ideolojilerinin savaşına taraf olsun.

21. yüzyıla geldik hala ideolojik çatışma ve zafer derdindeler.

Ülkemizin geldiği duruma bakmıyorlar.

Ne yazık ki hepimiz çöplükte yaşıyoruz. Hem de birbirinin gözünü oyan leş kargalarının yaşadığına benzer bir çöplük burası.

Türkiye’yi öncelikli mesele edinen gerçek iktidarlarımız, namuslu muhalefetimiz, haysiyetli ve dürüst aydınlarımız olsaydı ülke bu halde olur muydu?

Kendi ellerimizle kendi ülkemizi çöplüğe çevirdik.

***

Peki Türkiye ne yapmalı?

Türkiye, Suriye meselesi patlak verdiğinde de söylediğimiz gibi her zaman barışçı bir dış politikaya yönelmeli.

Ne dini temelli politikalara prim vermeli, ne de etnik temelli politikalara.

Etrafında olup biten olaylara barışçı, sorun çözücü, arabulucu bir yaklaşım göstermeli. İnsani yardıma devam etmeli.

İnsani yardım adı altında silah göndermemeli.

Her zaman, mevcut çatışmacı tarafların başvurabileceği bir “barış mercii” konumunda kalmalı.

Çünkü her zaman bir barış zekasına, barış iradesine ihtiyaç duyulur.

Savaş; çaresiz, çözüm üretemeyen, yetersiz kimselerin yoludur.

Ve savaş er geç bitmek zorundadır.

Bizimkiler, savaşı bir yaşam biçimi gibi mi görüyorlar anlamıyorum.

Gençlerin, çocukların ölmesinin yaşamla ne ilgisi var?

Aklımızı başımıza toplamazsak bu bataklıktan çıkamayız.

Ortadoğu çöplüğünde her geçen gün biraz daha derine batarız. Zaten batıyoruz.

Sınırlarımızı ideolojisine, dinine, etnik kimliğine bakmadan mazlum olan herkese sonuna kadar açmalıyız. Ama çatışmayı kışkırtacak, derinleştirecek tutumlardan da kaçınmalıyız.

İçeride ise yüksek bir demokrasi ve özgürlük ortamına süratle ulaşmalıyız.

Herkesin özgür, eşit ve haysiyetiyle bir yaşam süreceği ülke yaratmaktan başka seçeneğimiz yok.

Fakat bunu kime anlatacağız?

İdeolojik tarafgirlikten bir türlü kurtulamayan aydınlarımıza mı?

Kişiliksiz, çıkarcı, mıymıntı muhalefet partilerimize mi?

Yoksa İslamcı devrim rüyası gören iktidarımıza mı? 

Hangisine?

Son Güncelleme: 24.10.2014 23:55
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.